Türkiye, kadınların parlamentoda temsil edilme oranı bakımından araştırma yapılan 96 ülke arasında 88. sırayı almış.Bu, kadınlara seçme seçilme hakkını pek çok Avrupa ülkesinden önce vermesi ile hava atan, sosyal yaşama dair katı devrimlerden geçirilmiş bir ülke için çok kötü bir sıra.Tüm zorlama ve pozitif ayrımcılık içeren yasalara rağmen, kız çocukların okuma, kadınların iş hayatına katılım oranları da ülkenin ortalama gelişmişlik düzeyinin oldukça altında. Demek ki, zorla güzellik olmuyormuş.Demek ki, toplumsal mühendislik çalışmaları gerçekte havanda su dövmekten farksızmış.Demek ki, kadınların iş hayatına ve aktif siyasete girmeleri; toplumların kültürel değerlerine, örf ve adetlerine, yaşamı algılayışlarına göre farklılıklar gösterebiliyormuş.
Diğer taraftan, modernitenin kadın haklarına dair konuları sürekli öne çıkartması, kadınlarla ilgili istatistikleri sık sık sorgulamasından huy kapmıyor da değiliz. Mevcut durum itibarıyla, kapitalizmin kadını tüketime yönelterek müşteri portföyünü büyütme ve işgücü arzına katarak işçilik maliyetini ucuzlatma amacını farketmemek mümkün değil. Kadının günümüzde bir meta gibi reklamlarda ve pazarlamada sınır tanımaksızın kullanılıyor olması bu amacın gerçekleştiğinin en açık kanıtlarından birisi.Kadınları,haklarını savunuyor görünürken, gerçekte onu tüketen ve tükettiren bir cinsel objeye döndürmek kapitalizmin sinsi stratejisinin başarılı bir sonucu maalesef.
Kapitalizmin dayatmasından dolayı, çağımız koşullarında ciddi bir zorunluluk olmakla birlikte, kadınların çeşitli gerekçelerle kendilerini gerçekte en mutlu oldukları evlerinden dışarı atmaları kendileri ile birlikte daha mutsuz aile, çocuk ve sorunlu insanlar toplumu oluşmasından başka anlama gelmiyor maalesef.Kadınlar günü dahi derken, kadınlar hakkında başka hain planların uygulamaya konulduğunu düşünmeden edemiyoruz.



